Oldukça gizli ve sinsi ilerleyen bir hastalık olan Pulmoner Arteriyel Hipertansiyon (PAH), halk arasında ‘akciğer tansiyonu’ olarak da biliniyor. Belirtileri sıklıkla KOAH ile karıştırıldığı için teşhis çok geç konulabiliyor. Bu sinsi hastalık kişiyi kalp yetmezliğine bile sürükleyebiliyor.
Prof. Dr. Mehmet Akbulut, PAH’ı, “Akciğer damarlarının daralması ya da tıkanması sonucu bu damarlardaki basıncın yükselmesiyle ortaya çıkan ciddi bir dolaşım sistemi hastalığıdır. Ancak PAH’ı tehlikeli yapan yalnızca damar basıncının artması değildir; hastalık çoğu zaman sessiz ve sinsi ilerler” sözleriyle tanımladı ve merak edilen tüm soruları yanıtladı.
Pulmoner Arteriyel Hipertansiyon ile vücudumuzda tam olarak ne yaşanıyor da bu hastalık kalp yetmezliğine kadar ilerleyebiliyor?
Akciğerlere kan pompalayan kalbin sağ tarafı, daralmış damarlara karşı sürekli daha fazla güç harcamak zorunda kalır. Bu durum zamanla kalbin sağ tarafını yorar, büyütür ve tedavi edilmediğinde kalp yetersizliğine kadar ilerleyebilir. Yani PAH sadece akciğerleri değil, doğrudan kalbi de etkileyen ciddi bir hastalıktır.
Hastaların yaşadığı nefes darlığını bazen “ince bir pipetten nefes almaya çalışmak” şeklinde tarif ediyoruz. Üstelik bu, birkaç saniyelik bir his değil; günlük yaşamın her anında yaşanan bir mücadeledir.
Merdiven çıkmak, kısa bir yürüyüş yapmak, hatta bazen konuşmak bile ciddi bir efor haline gelebilir. Dışarıdan bakıldığında hastalar çoğu zaman normal görünür; ancak aslında her nefes için büyük bir mücadele verirler. Bu nedenle PAH’ın erken fark edilmesi ve tedaviye zamanında başlanması hayati önem taşır
Hastaların doğru teşhise ulaşması neden dünya genelinde ve Türkiye’de yıllar sürebiliyor? PAH hangi yaygın hastalıklarla karıştırılıyor ve hastalar yanlış bir yolda vakit mi kaybediyor?
PAH’ın tanısının gecikmesinin en önemli nedeni belirtilerinin çok genel ve masum görünmesidir. Hastalar başlangıçta sadece çabuk yorulduklarını, nefes nefese kaldıklarını ya da çarpıntı hissettiklerini söylerler.
Bu şikayetler çoğu zaman stres, kondisyon eksikliği, kansızlık, astım, KOAH, panik atak ya da fazla kiloya bağlanabiliyor. Bu nedenle hastalar uzun süre farklı branşlarda dolaşabiliyor ve doğru merkeze geç ulaşabiliyor.
Maalesef tanıda kaybedilen süre hastalığın ilerlemesine neden oluyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün sınıflamasına göre hastaların önemli bir kısmı bize üçüncü veya dördüncü evrede geliyor. Bu aşamada çoğu hastada kalp yetersizliği gelişmiş oluyor. Erken dönemde doğru şüphe oluşması bu nedenle hayati önem taşıyor.
Günlük yaşamda ‘normal’ karşıladığımız ancak aslında bir uyarı işareti olabilecek belirtiler nelerdir?
Özellikle açıklanamayan nefes darlığı en önemli uyarı işaretlerinden biridir. Bunun yanında çabuk yorulma, çarpıntı, merdiven çıkarken zorlanma, yürüyüş kapasitesinde belirgin azalma, göğüste baskı hissi ve bayılma atakları dikkate alınmalıdır.
Her nefes darlığı pulmoner arteriyel hipertansiyon anlamına gelmez. Ancak özellikle şikâyetler giderek artıyorsa ve günlük yaşam kalitesini bozuyorsa, “Bu sadece yorgunluk” deyip geçmemek gerekir. Böyle durumlarda kardiyoloji veya göğüs hastalıkları uzmanına başvurulmalıdır.
PAH, nadir görülen bir hastalık kategorisinde yer alıyor. Erken teşhis konulan bir hasta ile geç teşhis konulan bir hasta arasında yaşam kalitesi ve süre açısından nasıl bir fark var?
PAH geçmişte çok nadir kabul edilen bir hastalıktı ancak bugün düşündüğümüzden daha yaygın olduğunu biliyoruz. Özellikle erken teşhis edilen hastalarda yaşam kalitesi ve yaşam süresi açısından çok önemli avantajlar sağlanabiliyor.
Erken tanı alan bir hastada uygun ilaç tedavileriyle hastalığın ilerlemesi yavaşlatılabiliyor, günlük yaşam kapasitesi korunabiliyor ve kişi uzun yıllar aktif yaşamını sürdürebiliyor.
Ancak geç tanı alan hastalarda durum çok daha ağır oluyor. Hastalık ilerledikçe kalbin sağ tarafı ciddi şekilde etkileniyor ve kalp yetersizliği gelişiyor. Bu aşamada yaşam süresi belirgin şekilde kısalabiliyor ve bazı hastalarda akciğer ya da kalp-akciğer nakli tek seçenek haline gelebiliyor.
Kaynak:
17/05/2026
17:43


