Bekir Demir’in kaleme aldığı yazı, Türkiye’de yayıncılık sektöründe uzun süredir gündemde olan emek sömürüsü, sansür ve hak ihlallerini farklı örnekler üzerinden yeniden tartışmaya açtı.
Brezilyalı yazar José Mauro de Vasconcelos’un pek çoğumuzun hafızasında iz bırakmış romanı Şeker Portakalı hakkında birkaç ay önce dikkat çekici bir gelişme yaşandı. Can Yayınları’nın sahibi Can Öz’ün girişimiyle, uzun yıllardır satışta olan eserin yeniden çevrilmesine karar verildi. Bunun ardından, yayınevi ile kitabın ilk çevirmeni Aydın Emeç’in mirasçıları arasında yıllardır süren hukuki süreç yeniden gündeme geldi ve Yargıtay, “eser adının izinsiz kullanımı” gerekçesiyle çevirmen lehine tazminat yolunu açtı.
Bu gelişmenin arkasındaki sermaye yaklaşımı çok fazla tartışılmadı. Ancak yayınevlerinin görünmeyen geçmişine ışık tutan bu olay, sektördeki başka örneklerle birlikte daha geniş bir tabloyu ortaya koyuyor. Say Yayınları’nda editörlerin kamerayla izlenmesi iddiası ve Everest Yayınları’nda yaşanan çalışma koşulları tartışmaları da bu tabloya eklendi.
Alfa, Everest: “Patron çıldırdı!”
Alfa Yayın Grubu bünyesindeki yayınevlerinde çalışan emekçiler açısından, zaten süregelen mobbing ve düşük ücret sorunlarına ek olarak dikkat çekici bir olay yaşandı. Yayınevi Emekçileri Platformu’nun açıklamasına göre, ofisi su basmasına ve tavanın zarar görmesine rağmen çalışanlar riskli ortamda çalışmaya zorlandı. Üstelik cam açtıkları gerekçesiyle işten çıkarılmakla tehdit edildikleri ifade edildi.
Say: Gözetim tartışması
Say Yayınları’nda daha önce çalışan bir editörün sosyal medyada dile getirdiği iddialar da dikkat çekti. Buna göre editörlerin çalışma alanında kamera ile sürekli izlenmesi söz konusu. Sektörde yaygın olduğu belirtilen gözetim yazılımları ve denetim uygulamaları, çalışanların mahremiyeti açısından tartışma yarattı.
İnkılap Kitabevi: Düşük ücret eleştirisi
Yazıda yer verilen bir diğer örnek ise çeviri ücretleri. Büyük hacimli bir kitabın çevirisi için önerilen ödemenin, uzun süreli emeğe rağmen oldukça düşük kalması, sektördeki ücret politikasına yönelik eleştirileri yeniden gündeme getirdi. Serbest çalışma modeliyle sigorta ve güvencenin devre dışı bırakılması da sıkça dile getirilen sorunlar arasında.
Can Yayınları ve “Şeker Portakalı” tartışması
“Şeker Portakalı” örneği, çevirmen emeği ve telif hakları açısından önemli bir tartışma başlığı oluşturuyor. Yargıtay, eserin Türkçedeki adının çevirmenin özgün katkısı olduğunu vurgulayarak bu katkının korunması gerektiğine hükmetti. Bu durum, çeviri faaliyetinin yalnızca teknik bir aktarım değil, aynı zamanda yaratıcı bir süreç olduğunu bir kez daha ortaya koydu.
Sözleşmeler ve telif sorunları
Pandemi sonrası dönemde çevirmenlerin sözleşme koşullarına ilişkin itirazları da artmış durumda. Çevirmenler Meslek Birliği’nin yaptığı çağrılarda, sözleşmelere sonradan eklenen maddeler ve telif oranlarının düşürülmesi girişimleri eleştirildi. Bazı örneklerde, aynı eserlerin farklı çevirmenlerle yeniden yayımlanması da tartışma yarattı.
İthaki ve künye tartışması
İthaki Yayınları’nda yaşanan işten çıkarmalar ve sonrasında bazı çalışanların isimlerinin kitap künyelerinden çıkarıldığı iddiaları da gündeme geldi. Tepkiler üzerine yayınevinin geri adım atması, kamuoyu baskısının etkisini gösteren örneklerden biri olarak değerlendirildi.
Koç Üniversitesi Yayınları: Tazminat meselesi
Sektörde sıkça dile getirilen bir diğer sorun da tazminat ve sigorta uygulamaları. Süreli sözleşmeler ve yıl sonu “gir-çık” uygulamalarıyla çalışanların hak kaybına uğradığı iddiaları dikkat çekiyor.
Bekleyen çeviriler ve geciken ödemeler
Bazı çevirmenler, tamamladıkları eserlerin yıllarca yayımlanmadığını ve bu nedenle ödemelerini alamadıklarını ifade ediyor. Sözleşmelerde basım tarihine yer verilmemesi, bu sorunu daha da büyüten bir unsur olarak öne çıkıyor.
Sansür tartışmaları
Yayıncılıkta sansür ve otosansür de önemli başlıklardan biri. Farklı yayınevlerinde bazı ifadelerin çıkarılması ya da değiştirilmesiyle ilgili örnekler, editoryal müdahalelerin sınırlarını yeniden gündeme taşıdı.
Sel Yayıncılık: Bandrol krizi
Sel Yayıncılık’ta ortaya çıkan bandrol tartışması da sektörde güven sorununu derinleştiren olaylardan biri oldu. Farklı eserlerde bandrol uyumsuzluklarının tespit edilmesi ve yazarların yayıneviyle yollarını ayırması dikkat çekti.
Taciz iddiaları ve sektördeki yapısal sorunlar
Son yıllarda yayıncılık alanında ortaya çıkan taciz iddiaları da sektörün önemli sorunları arasında yer alıyor. Kadın+ Edebiyatçılar grubunun çağrıları, sektörde daha güvenli ve eşitlikçi bir çalışma ortamı talebini gündeme taşıdı.
Sonuç: Örgütlü mücadele vurgusu
Yazının sonunda, yayıncılık sektöründe yaşanan bu sorunların temelinde örgütsüzlük ve güvencesizlik olduğu vurgulanıyor. Editör ve çevirmenlerin haklarını koruyabilmesi için birlikte hareket etmesinin gerekliliği öne çıkarılıyor. Sektörde kalıcı bir iyileşme için ortak mücadele ve standart sözleşmelerin önemine dikkat çekiliyor.
Kaynak:
Tarih:25/03/2026
22:05


