Norveçli yönetmen Kristoffer Borgli, daha önce Sick of Myself ve Dream Scenario ile dikkat çekmişti; şimdi ise “Drama” ile romantik komedi kalıplarını sarsıyor. Yönetmen, kendine has anlatım tarzıyla türün alışılmış dinamiklerini ters yüz ediyor.
“Drama”, klasik bir romantik komedi olmanın çok ötesine geçiyor. Kışkırtıcı, beklenmedik ve zaman zaman izleyiciyi bilinçli olarak şaşırtan yapısıyla, türün sınırlarını zorlayan bir anti-romantik komedi deneyimi sunuyor.

Ruben Östlund’ün The Square ve Triangle of Sadness filmlerindeki gibi provokatif bir çizgide ilerleyen Kristoffer Borgli, izleyiciyi rahatsız etmeyi göze alırken aynı zamanda eğlenceli kalmayı başaran; felsefi alt metinler ve toplumsal göndermelerle yüklü bir film ortaya koyuyor.
Düğün günü yaklaştıkça, sanat tarihi alanında doktora yapmış Charlie kendisini varsayımlar, kırgınlıklar ve yanlış anlamalarla örülü bir atmosferin içinde bulur. Düğüne sayılı günler kala, edebiyat dünyasında çalışan Louisianalı Emma ve Charlie, yakın arkadaşlarıyla birlikte bir akşam yemeğinde fazla kaçırır ve kontrolü kaybedecek kadar sarhoş olurlar.
Dışarıdan bakıldığında dört saygın ve kültürlü insan gibi görünen bu grup, alkolün etkisiyle sohbeti derinleştirir ve konu “Hayatında yaptığın en kötü şey neydi?” sorusuna gelir. Emma’nın yaptığı sarsıcı itiraf, ortamın bir anda buz kesmesine neden olur. O andan itibaren herkesin sakladığı gerçekler su yüzüne çıkmaya başlar.
Charlie ise bu itirafın ardından duraksar; evlenmek üzere olduğu kadını gerçekten tanıyıp tanımadığını sorgular. Hikâye, şu rahatsız edici soruyu da beraberinde getirir: İnsan, yalnızca eylemleriyle mi yoksa düşünceleriyle de yargılanabilir mi?

Büyük itiraf sahnesi, filmin kırılma noktasıdır; romantizmin yön değiştirdiği ve atmosferin aniden yoğunlaştığı bir eşik oluşturur. Kristoffer Borgli, karakterlerini ulaşılması zor, hatta gerçeklikten kopuk hedeflerin peşinden sürükler. Tıpkı Sick of Myself ve Dream Scenario örneklerinde olduğu gibi, bu karakterler tanınma ve şöhret arzusu uğruna hareket eder; kendilerine zarar veren davranışlar sergiler ve yaptıklarının yanlışlığının farkında olmalarına rağmen bu yoldan vazgeçmezler.
Başkalarının Yargısı
Filmde trajedi ile komedi iç içe geçer; bir an kahkaha yükselirken, bir sonraki anda sert bir ciddiyet hâkim olur. Aşırı duygusallıktan özellikle kaçınılır, onun yerine keskin bir kara mizah tercih edilir. Kusursuz bir karakter yoktur; herkes hatalarıyla, çelişkileriyle var olur. Charlie karakterinde Robert Pattinson, gergin, aldatılmış ve içten içe korkak bir profil çizerken; Emma rolünde Zendaya, daha kontrollü ama bir o kadar da etkileyici bir performans sunar. İzleyici, karakterlerle aynı fikirde olmasa bile onlara karşı bir empati geliştirmekten kaçamaz.
Tüm çatışmalara rağmen Emma ve Charlie’nin bağı kopmaz; birbirlerini sevmeye tutunmaya çalışırlar. Bu süreçte hem birey olarak dönüşürler hem de ilişkilerinin gerçek değerini kavrarlar. Emma’nın kırılgan yapısı, sürekli sevilme ve kabul görme ihtiyacıyla, onu zaman zaman savunmasız bir noktaya taşır.
Yönetmen, çekimler öncesinde oyuncularına referans olması için Bob & Carol & Ted & Alice, A Passion, Benny’s Video, The Piano Teacher ve Melancholia gibi filmleri izletmiştir.

“Bir ilişkinin başlangıcındaki o sıcaklığı, coşkuyu ve heyecanı yansıtmak; izleyicinin karakterlerle birlikte aynı duygusal yolculuğu yaşamasını istedim. Başlangıçta her şey kusursuz gibi görünür, ta ki bu illüzyon bozulana kadar. Evlilik kurumu eski gücünü kaybetmiş olabilir, ancak hâlâ sembolik bir anlam taşır. Öte yandan kapitalist yönü düşünüldüğünde, ciddi bir maddi yük ve kutsal bir ritüelin içinde gizlenmiş bir para tuzağıdır” diyor Kristoffer Borgli.
Yönetmen, düğün sahnelerinde çekilen fotoğrafların ve yapılan konuşmaların yapaylığını ustalıkla gözler önüne sererken, karakterlerin iç dünyasındaki karmaşayı da güçlü biçimde yansıtır. Filmin en çarpıcı anlarını ise itiraf ve düğün sekansları oluşturur.
Modern dünyayı ve bu dünyanın insan üzerindeki etkilerini irdeleyen Borgli; sosyal medyanın yoğun kullanımıyla beslenen narsizmi, bireylerin zayıflıklarını alaycı ve hiciv dolu bir dille eleştirir. Aynı zamanda ABD toplumunu, şiddet olgusunu, başkalarının yargısının baskısını, sevgi, bağlılık ve güven kavramlarını da sorgulamaya açar.

Film, “Sevgi uğruna neleri kabullenebiliriz?” ve “Birini gerçekten sevmek için onu ne kadar tanımamız gerekir?” gibi sorular etrafında şekillenir. Aynı zamanda “Ahlak öznel midir, yoksa birey kendi değerlerini mi yaratır?” düşüncesini tartışmaya açar.
Yönetmenliğini ve senaristliğini Kristoffer Borgli’nin üstlendiği “Drama”; Zendaya, Robert Pattinson, Alana Haim, Mamoudou Athie ve Hailey Gates gibi isimleri bir araya getirerek izleyiciyle buluşuyor.
Ingmar Bergman geleneğinden beslenen Borgli; Ruben Östlund ve Joachim Trier ile birlikte, İskandinav sinemasını güçlü ve özgün yapımlarla uluslararası alanda görünür kılmayı sürdürüyor.
Kaynak:
Tarih:04/04/2026
20:32


