“Hadi Canikom, Öldürsene” Sahnesi

Vigor Kültür Sanat’ın yapımcılığını üstlendiği, Aziz Nesin’in hafızalara kazınan eserlerinden “Hadi Öldürsene Canikom” yeniden izleyiciyle buluşuyor.

Türk edebiyatının usta isimlerinden Aziz Nesin’in unutulmaz yapıtlarından biri olan “Hadi Öldürsene Canikom”, Vigor Kültür Sanat prodüksiyonuyla tekrar sahneleniyor.

Yönetmen koltuğunda oturan ve sahne tasarımını da üstlenen Barış Dinçel’in imzasını taşıyan projede, Günay Karacaoğlu, Zeynep Kankonde ve Bülent Alkış sahne alıyor.

Oyun, kalabalıklar arasında bile hissedilen derin yalnızlığı gözler önüne seriyor. Bir apartman dairesinde yaşayan iki yaşlı kadının hayatına odaklanan hikâyede, Siyen ve Diha’nın birbirine tutunarak sürdürdüğü gündelik yaşamına tanıklık ediyoruz. Bu sakin düzen, bir “havagazı görevlisi”nin gelişiyle birlikte aniden gerilimli ve hareketli bir sürece evriliyor.

Eser, modern insanın yalnızlık ve sevgi eksikliği gibi sorunlarını mizahi bir anlatımla ele alıyor.

GERÇEKLER…

Aziz Nesin, öykülerinde çoğu zaman komik gibi görünen olayların ardındaki acı ve dramatik gerçeklere dikkat çeker. Okuru güldürürken aynı zamanda düşünmeye sevk eden yazar, toplum içindeki bireyin çaresizliğini, korkularını ve hüzünlerini trajikomik bir üslupla aktarır.

“Hadi Öldürsene Canikom” oyununda da mizah ile hüzün iç içe geçerek yer değiştirir.

Biz de oyunun yönetmeni ve oyuncularıyla, eserin sahneye taşınma sürecine dair görüşlerini konuştuk.

SİYEN VE DİHA’YI ANLAMAK DAHA KOLAY

Zeynep Kankonde

Siyen ile Diha, aslında birbirinden çok uzak karakterler değiller. Metin yaklaşık 50 yıl önce kaleme alınmış olsa da, yaşlılık ve sevgisizlik duygusu değişmeden varlığını sürdürüyor. “Hadi Öldürsene Canikom”, modern dünyada çaresizlik içinde yalnızlaşmış ya da yalnız bırakılmış iki kadının hikâyesini anlatıyor. Öyle bir yalnızlık içindeler ki dış dünyayla bağları neredeyse tamamen kopmuş. Rutubetli bir bodrum katında hem birbirlerine arkadaşlık ediyor hem de aralarında çatışmalar yaşıyorlar.

Eserin dili kara mizah üzerine kurulu ve biz de sahneye taşırken bu yaklaşımı temel aldık. İzlerken hem kahkaha atacağınız hem de boğazınızın düğümleneceği anlar yaşayacaksınız. Bu duygu aslında hepimize tanıdık. Pandemi sürecinde hepimiz zorunlu bir yalnızlık deneyimledik, kendi alanlarımıza çekildik. İletişimimiz ve temasımız kısıtlandı. Yaşlanmayı beklemeden yalnızlığın ne demek olduğunu anladık. Bu yüzden bugün Siyen ve Diha’yı anlamak çok daha mümkün. Onlar da dış dünyadan kopmuş, iletişim kuramayan; bir yandan o dünyayı özleyen, diğer yandan onun sert gerçeklerini zamanla unutmuş iki kadın.


SEYİRCİNİN HİSSETTİĞİ DAHA ÖNEMLİ

Günay Karacaoğlu

Oyunda Siyen karakterine hayat veriyorum. Siyen, İstanbul’un eski semtlerinden birinde, bir bodrum katında yaşamak zorunda kalan bir kadın. Gençliğinde ve evlilik döneminde oldukça görkemli ve güzel bir hayat sürmüş; ancak zamanla yalnızlığa mahkûm olmuş. Bu yalnızlıkla baş edebilmek için kendi içinde oyunlar kuruyor, hayatını komşusuyla geliştirdiği sıcak ve samimi ilişkiyle sürdürmeye çalışıyor.

Oyunun ne anlattığını tek bir cümleyle ifade etmek bana doğru gelmiyor. Çünkü her izleyici, sahneden kendine ait farklı bir duygu ve anlam çıkarabilir.


HAYATLA MUZIP BİR DANS

Barış Dinçel

Aziz Nesin’in 50 yaşında kaleme aldığı bu eser, onun mizah anlayışını, çocuksu yaramazlığını ve keskin zekâsını yansıtan güçlü bir metin. Oyun, çocuk ruhlarını ileri yaşlara kadar taşıyan iki kadının hayatla kurduğu eğlenceli ama derin ilişkiyi anlatıyor.

Bunu yaparken izleyiciyi hâlâ güncelliğini koruyan sorularla yüzleştiriyor. Askerlik, yalnızlık, yaşlılık ve mesleki hiyerarşi gibi temalar üzerinden; yaş ilerlese de insanın içindeki çocuğun varlığını sürdürebileceğini hatırlatıyor. Her detayı incelikle düşünülmüş bir mizah anlayışıyla karşı karşıya kalıyoruz.


EVRENSEL BİR ANLATIM

Bülent Alkış

Oyunda “havagazı memuru” karakterini canlandırıyorum. Aziz Nesin’in bu eseri evrensel bir anlatı dili taşıyor. Çünkü yazar, metni son derece dengeli ve sağlam bir kurgu üzerine inşa etmiş. İlk bakışta sıradan ve komik olaylar gibi görünen sahneler, derinlemesine incelendiğinde insan doğasına dair güçlü gözlemler barındırıyor.

Havagazı memuru aslında yalnızca bir karakter değil, bir sembol. Oyundaki kişilerden hiçbiri bana sadece bir karakter gibi gelmiyor; her biri bir anlam, bir kod taşıyor. Alt metinde yalnızlaştırılmış insanı ve ömrünü verdiği işin sonunda elinde kalan tek şeyin bir sığınak olduğunu görüyoruz. Bu durum dünyanın her yerinde geçerli.

1970’lerde yazılmış bu oyun, yalnızca o dönemi değil; bugünü, hatta geleceği de anlatıyor. Karakterler, hayalini kurdukları yaşama ulaşmak için tüm ömürlerini harcamış ama sonunda yalnız kalmış insanlar.

Oyun, aslında bize en yakınımızdaki insanların hayatlarına dokunmanın ve onları gerçekten fark etmenin önemini hatırlatıyor.

Kaynak:

https://www.cumhuriyet.com.tr/kultur-sanat/aziz-nesin-in-yazdigi-baris-dincel-in-yonettigi-hadi-oldursene-canikom-sahnede-2495874

Tarih:17/04/2026

15:45

  • Related Posts

    Kütüphaneciler Şiddete Karşı Ses Yükseltti: Kütüphaneler ‘Güvenli Liman’ Olmalı(Kardeş Haber)

    Türk Kütüphaneciler Derneği, eğitimdeki şiddet sarmalına karşı yayımladığı bildiride kütüphanelerin eleştirel düşünce ve birlikte yaşama kültürünü inşa eden işlevine vurgu yaptı. Türk Kütüphaneciler Derneği İstanbul Şubesi, son dönemde eğitim kurumlarında…

    Pera Müzesi’nden Yetişkinlere Yönelik Yaratıcı Atölye Etkinlikleri

    Pera Müzesi Öğrenme Programları, “Suyun Kıyısında: Halil Paşa’nın Yaşamı ve Sanatı” sergisi kapsamında hazırlanan “Kıyıda Buluşmalar: Yetişkinler İçin Atölyeler” programını sanatseverlerle buluşturuyor. Pera Müzesi, yetişkinlere yönelik hazırladığı “Kıyıda Buluşmalar: Yetişkinler…