İş Kültür’de Mayıs Ayının Yeni Kitapları
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Hasan Âli Yücel Klasikler Dizisi, 21. Yüzyıl Kitaplığı, Modern Klasikler Dizisi ve Türk Edebiyatı Klasikleri kapsamında yeni eserleri okurlarla buluşturuyor.
HASAN ÂLİ YÜCEL KLASİKLER DİZİSİ
Öne çıkan kitaplardan biri, Amerika’da Demokrasi Üzerine oldu.
Alexis de Tocqueville tarafından kaleme alınan eser, demokrasi kültürü, özgürlük anlayışı ve modern toplum yapısı üzerine yapılan en önemli siyasal incelemeler arasında kabul ediliyor.
Amerika’da Demokrasi Üzerine, Alexis de Tocqueville’in modern siyaset düşüncesinin temel meselelerini tartıştığı en önemli eserlerinden biri olarak yeniden okurlarla buluşuyor.
Berna Günen çevirisiyle yayımlanan kitapta Tocqueville; özgürlük, eşitlik, egemenlik ve adalet kavramlarını “demokrasi” ekseninde ele alıyor.
Fransız düşünür, modern dünyanın toplumsal ve siyasal krizlerine karşı demokrasiden başka kalıcı bir çözüm olmadığını savunurken, aristokrasi ve kilise gibi geleneksel güç odaklarının demokratik yükselişi durduramayacağını öne sürüyor.
Eserin en dikkat çekici yönlerinden biri ise, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki demokrasi pratiğini Kıta Avrupası ile karşılaştırmalı biçimde incelemesi.
Alexis de Tocqueville’in geliştirdiği bu karşılaştırmalı siyaset yaklaşımı, günümüzde de demokrasi tartışmaları açısından önemini koruyor.

SAVAŞ KANUNLARI (WUZİ – SİMA FA)
Wuzi ve Sima Fa, Çin askerî düşüncesinin temel metinleri arasında yer alan iki önemli eseri bir araya getiriyor.
Wu Qi ve Sima Rangju’ya ait metinler, Giray Fidan çevirisiyle; Chen Xi’nin derleme ve notları eşliğinde yayımlandı.
ÇİN ASKERÎ DÜŞÜNCESİNİN TEMELİ
Kitap, Warring States period olarak bilinen ve MÖ 475-221 yıllarını kapsayan dönemin askerî ve felsefi birikimini ele alıyor.
Bu dönemde ortaya çıkan eserler, daha sonra “Yedi Askerî Klasik” adı altında toplanarak Çin strateji düşüncesinin temel kaynakları arasında kabul edildi.
The Art of War ile birlikte en önemli askerî klasikler arasında gösterilen “Wuzi” ve “Sima Fa”, savaş anlayışına dair iki farklı yaklaşımı temsil ediyor.
PRAGMATİZM VE AHLAK ARASINDA
Ünlü general ve devlet adamı Wu Qi, eserinde devlet düzeni, kaynak yönetimi ve askerî organizasyonu merkeze alan sonuç odaklı bir yaklaşım benimsiyor.
Sima Rangju ise Konfüçyüsçü değerlere bağlı, savaşın ahlaki sınırlarını sorgulayan daha törensel ve idealist bir anlayışı savunuyor.
Bu yönüyle eser, yalnızca askerî strateji değil; devlet yönetimi, disiplin, etik ve siyaset düşüncesi üzerine de önemli bir kaynak niteliği taşıyor.

İlerlemeye Karşı, modern dünyanın en güçlü kavramlarından biri olan “ilerleme” fikrini eleştirel bir bakışla masaya yatırıyor.
Slavoj Žižek, kitapta bilimsel gelişme, ekonomik büyüme ve siyasal özgürlük gibi kavramların çoğu zaman tek yönlü bir tarih anlayışı içinde sunulduğunu; bu anlatının ise geride bırakılan kayıpları görünmez hale getirdiğini savunuyor.
Eser, Barış Gönülşen çevirisiyle 21. Yüzyıl Kitaplığı dizisinde yayımlandı.
“THE PRESTIGE” METAFORU
Slavoj Žižek, düşüncesini açıklarken The Prestige filminden çarpıcı bir metafor kullanıyor.
Kitapta anlatıldığı üzere, sahnede kuşu “yok edip” ardından yeniden ortaya çıkaran sihirbazın gösterisinin arkasında, her seferinde ölü kuşların bulunduğu gerçeği yatıyor. Žižek’e göre modern ilerleme anlatısı da benzer şekilde işliyor:
Her yeni kazanımın arkasında görünmez hale getirilen kayıplar ve kurbanlar bulunuyor.
Bu yönüyle “İlerlemeye Karşı”, çağdaş kapitalizm, teknoloji ve modernleşme tartışmalarına eleştirel yaklaşan önemli düşünce kitaplarından biri olarak öne çıkıyor.
İlerlemeye Karşı, yalnızca modern ilerleme fikrini eleştirmekle kalmıyor; bu düşüncenin hangi tarihsel ve ideolojik varsayımlar üzerine kurulduğunu da kapsamlı biçimde sorguluyor.
Slavoj Žižek, Age of Enlightenment düşüncesinden Karl Marx’a, liberal modernleşme teorilerinden günümüz teknoloji iyimserliğine kadar uzanan geniş bir tartışma alanı açıyor.
Kitapta küresel eşitsizlikler, ekolojik krizler ve “post-siyasal uzlaşma” söylemleri; ilerleme anlatısının artık güven veren bir gelecek vaadi üretmekte zorlandığını gösteren semptomlar olarak ele alınıyor.
Bu yaklaşım doğrultusunda ilerleme fikri, doğrusal ve kaçınılmaz bir gelişim modeli olmaktan çıkıp, sürekli yeniden düşünülmesi gereken siyasal ve etik bir probleme dönüşüyor.
Slavoj Žižek, modern dünyanın krizlerini yalnızca ekonomik ya da teknolojik değil; aynı zamanda düşünsel ve ideolojik bir tıkanmanın sonucu olarak okumaya davet ediyor.

Kendine Ait Bir Oda, Virginia Woolf’un edebiyat ve feminist düşünce tarihine damga vuran en önemli eserlerinden biri olarak yeniden okurlarla buluşuyor.
A. Deniz Hakyemez çevirisiyle yayımlanan kitap, yazarın 1928 yılında University of Cambridge’de kadınlar ve kurmaca üzerine yaptığı konuşmalardan doğdu.
KADINLARIN KÜLTÜREL SESSİZLİĞİ
Virginia Woolf, eserinde kadınların tarih boyunca neden edebiyat ve sanat dünyasında geri planda bırakıldığını sorguluyor.
Kütüphaneler, tarih kitapları ve edebiyat metinleri arasında dolaşan Woolf; kadınların eğitimden, ekonomik bağımsızlıktan ve yaratım özgürlüğünden mahrum bırakılmasının kültürel sonuçlarını inceliyor.
Yazarın ünlü tezi ise kitabın merkezinde yer alıyor:
Bir kadının yazabilmesi için “kendine ait bir oda”ya ve ekonomik özgürlüğe ihtiyacı vardır.
FEMİNİST DÜŞÜNCENİN TEMEL METİNLERİNDEN
Kendine Ait Bir Oda, yalnızca edebiyat eleştirisi değil; tarih, toplumsal cinsiyet ve kültür tartışmaları açısından da klasikleşmiş bir manifesto kabul ediliyor.
Cesur fikirleri ve özgün anlatımıyla eser, yayımlandığı günden bu yana feminist düşüncenin en etkili metinlerinden biri olmayı sürdürüyor.

Gece Yarısı, erken Cumhuriyet döneminin dikkat çeken yazarlarından Mahmut Yesari’nin tiyatro dünyasını merkezine alan romanlarından biri olarak yeniden yayımlandı.
Serdar Soydan tarafından günümüz Türkçesine uyarlanan eser, ilk kez 1936 yılında Tan gazetesinde tefrika edilmişti.
TİYATRO DÜNYASININ PERDE ARKASI
Roman, yalnızca sahnedeki gösteriyi değil; erken Cumhuriyet yıllarının tiyatro dünyasındaki rekabeti, ekonomik sıkıntıları ve kulis ilişkilerini de çarpıcı biçimde anlatıyor.
Mahmut Yesari, tiyatroyu estetik bir sanat alanı olmanın ötesinde; para, güç, ihtiras ve hayatta kalma mücadelesinin iç içe geçtiği bir üretim sahası olarak ele alıyor.
Eserde yer alan Celil Mahir, Kuvart, Fofo ve Amca Safder gibi karakterlerin büyük bölümünün dönemin gerçek tiyatro insanlarından esinlendiği belirtiliyor.
SAHNE IŞIKLARININ ARDINDAKİ HAYAT
Romanın merkezinde yer alan aktör Celil Mahir, rakip tiyatro kumpanyalarını engellemeye çalışırken bir oyuncunun sahnede aniden ölmesiyle sarsılıyor. Buna rağmen tiyatro dünyası durmuyor; turneler, oyun hazırlıkları ve kulis entrikaları hız kesmeden devam ediyor.
Celil Mahir’in zengin ve tiyatro tutkunu İclal’le tanışması ise hikâyenin yönünü değiştiriyor. Eğlence sofraları, aşk ilişkileri, dedikodular, çapkınlıklar ve maddi krizler arasında ilerleyen roman, dönemin sahne dünyasını canlı ve hareketli bir atmosferle aktarıyor.

Kaynak:
https://www.cumhuriyet.com.tr/kultur-sanat/is-kultur-de-mayis-ayinin-yeni-kitaplari-2506110
Tarih:22/05/2026
16:50


